28 Nisan 2016 Perşembe

MASALLAR VARDI SEVGİ DOLU


‘’Bir varmış bir yokmuş. Develer tellal, pireler berber iken, ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken…’’ diye başlayan masallar vardı çocukluğumuzda. Ve ‘’ Gökten üç elma düştü. Biri masal kahramanımızın başına, biri bu masalı anlatanın başına, biri de masalı dinleyen tatlı çocuğaaaa ‘’ diye her seferinde ‘’mutlu son’’ ile biterdi.
Benim çocukluğum boyunca dinlediğim tüm masallarda biraz eziyet çekseler de, zorluklarla savaşsalar da, eninde sonunda kazanan hep iyiler olurdu.
Babamın bana anlattığı ‘’ Aman ve Coman ‘’ masalı vardı mesela. Birlikte yola çıkan iki arkadaşın hikâyesi. Biri diğerini yarı yolda bırakır ve her türlü kötülüğü de yapar. Yolda çaresizce kaderine terk edilen arkadaş, hayatı boyunca hep iyi insan olmanın karşılığını alır, iyilik perileri o’na can yoldaşı olur. Onların şifalı otları ile iyileşir, büyük hazineler bulur ve çok zengin, güçlü, sağlıklı bir insan olur. Hayatı boyunca sahip olduğu her şeyi diğer insanların sağlığı ve refahı için harcar. Kötü arkadaş ise elindekileri çabucak tüketir, çevresinde kimse kalmaz, yaptıklarından pişman olur ve af diler. İyi arkadaş o kadar iyidir ki, kötü arkadaşı affeder ve gökten üç elma düşer…
İşte bizler belki de bu masallarla büyüdüğümüz için insanlara fazla inandık, fazla güvendik ve fazla sevdik. İşin kötüsü herkesi de kendimiz gibi bildik.
Acı çektik, kullanıldık, tekrar kullanıldık, tekrar acı çektik. Ama bir türlü iflah olmadık. Her seferinde kendimize sözler verdik.
‘’Bir daha insanlara bu kadar güvenmeyeceğim ‘’ dedik.
Yine güvendik.
Çünkü biz başka türlü bir şey öğrenmedik.
Her şeye rağmen çocuklarımızı aynı masallarla büyütmeye çalıştık. Onların da acı çekeceğini düşünüp üzülerek. Ama başka türlüsü de elimizden gelmeyerek.
Ben şimdi diyorum ki, artık başka masallar yazalım.
Yine ‘’ Bir varmış bir yokmuş’’ la başlayan ‘’gökten üç elma düşmüş’’le biten. Ama bu sefer masallardaki iyi insanların, kötü insanları affetmediği. İyilik yapmaya devam ederken, tüm canlıları severken, arada bu sevgiyi hak etmeyenlerin de çıkabileceğini öğreten. Ve hak etmeyenlere hak etmediği değeri ve sevgiyi verdiğinizde heba edeceğiniz zamanı engelleyen.
Bizler bu saatten sonra tüm kırılmışlıklarımıza rağmen yine sevmeye, affetmeye ve acı çekmeye devam edeceğiz muhtemelen.
Ama o gün gelsin ve devran dönsün artık. Kötüler hak ettikleri gibi yaşasın.
Biz yine masallarla büyüyelim, çocuklarımızı büyütelim. Sadece mutlu sona giden yolu değiştirelim…
Gökten üç elma düşsün. Biri tüm iyi insanlara, biri iyilik için savaşanlara, biri de kıymet verip bu yazıyı okuyan siz sevgili arkadaşlarıma…

27 Nisan 2016 Çarşamba

Duygularımın kelimelerle buluşmasında en çok emeği olan sevgili babam. Seninle başlamaktan gurur duyuyorum...

BABAM

Her kız çocuğu babasına aşıkmış ya…
Her baba kızını bir başka severmiş ya…
Her anne bu sonsuz sevgiye saygı duyarmış ya…
Benim babam, biz çocukken pek söylemezdi sevdiğini. ‘’ Önemli olan içinden ne düşündüğün’’ derdi.
‘’Keşke beyin okuma gücüm olsa’’ diye düşünürdüm bazen. Duymak isterdim belli ki.
‘’Kara kızım benim’’ dedi mi, değmeyin keyfime. Çünkü bu, ‘’ ben seni çok seviyorum’’ demekti.
Hele de ‘’ Babalar kızlarını çok severler, deden de kız torunlarını ayrı bir severdi’’ dediyse…
Ateşim varsa göz bebekleri titrerdi. ‘’ Nazarım mı değdi ne, dün severek bakmıştım’’ derdi.
Elini alnıma koyar, ateşime bakar, belki de yaşaran gözlerini görmeyeyim diye arkasını döner giderdi.
Yere yatar, ayaklarını kaldırır ben de ayaklarına karnımı koyardım. Hooop havadayım. Kollarımı açardım kuş gibi. Bakalım ne kadar durabileceğim. Ne de olsa güvendeyim. Düşersem ‘’babam’’ tutar beni.
Pazarda sevdiğim meyveler çıkar çıkmaz alır, önce bana yedirirdi.
Sevdiğim balığı bilir, kafasını da bana verirdi.
Keyiflenince o harmandalı oynar, ben de şarkısını söylerdim.
‘’Harmandalı efem geliyooorrrr ‘’
Aradan yıllar geçti. Ben büyüdüm, anne oldum. Babam yaş aldı, dede oldu. Çocuklarım onun kucağından inmedikçe ben daha bir mutlu oldum.
Bana yetmez oldu ‘’ içinden sevmeler’’
Yılların sevgi sözcükleri, çağladı sel oldu dudaklarımda, acısını çıkarmak ister gibi. Her dakika, her saniye söylesem…
‘’Babammmm’’
Gördüm ki, babama da yetmez olmuş söylenmeyen sevda türküleri.
‘’Babanı seviyor musun kara kızım? ‘’
‘’Seni sevmeyen ölsün aslan babammmm’’
‘’Yok yok kimse ölmesin, sevmeyen de yaşasın’’
Artık sık sık gidip sebepsiz yere sarılıveriyorum boynuna. Öpüyorum kırışmış yanaklarından gönlümce.
‘’İçimden geldi ne yapayım’’ diyorum.
O da itiraz edemiyor.
Coşunca Harmandalı oynamıyor şimdi, ‘’çak’’ diyoruz, ellerimizi kocaman açıp.
Belki de o söylemeli artık türküyü, ben oynamalıyım dizlerimi yere çöküp.
‘’Harmandalı efem geliyoooor’’
Sayısız yazı okudunuz bugüne dek, babalar ve kızları üzerine. Ve onların hiç bitmeyecek sonsuz aşkları. Muhtemelen içiniz titreyerek, özleyerek.
Şu anda, babanız yanınızda ise, koşun boynuna sarılın ve ertelemeyin sakın sevgi sözcüklerinizi. Uzaktaysa telefon açın, gözlerinizi göremese de sesinizde hissetsin duygularınızı. Hayatta değilse, bir dua gönderin yüreğinizin en derinlerinden.
Kim ne derse desin, biz kızlar biliriz ki; her zaman babalarımızın en kıymetlisi, prensesi, göz bebeği.
Onlarsa, hayatımızın direği, yaslanacak dağımız, ağlayacak omzumuz, türkümüz, şiirimiz…
Evet…
Her kız çocuğu babasına aşık…
Her baba kızını bir başka sever…
Her anne bu sonsuz sevgiye saygı duyar…
Tüm kızlardan tüm babalara sevgilerle…

26 Nisan 2016 Salı

BAŞLARKEN






Renkli balonlar gibi hayatlarımız. Bir nefesle ''can'' bulan. Küçük, büyük, yuvarlak, uzun, mavi, kırmızı, sarı, pembe ve bazen de siyah. 
Bu sayfada renkli balonlardan oluşan dünyamı paylaşacağım sizlerle. 
Bazen deli mavi, bazen dingin yeşil, bazen de karamsar siyah.
Kimi zaman bir öykünün sızlatan kelimeleri, kimi zaman bir şiirin aşk kokan dizeleri, kimi zaman da tatlı bir kurabiyenin mis kokusunda.
Ömür dediğimiz yolculukta seyahat ederken, yanımıza aldıklarımız, bir sonraki durakta bıraktıklarımız, yolculuk boyu yanımızdan ayırmadıklarımız. İyi ki varsınız...